İlgili Tüm Kesimler AB Müzakere Süreci Hakkında Bilgilendirilmelidir
TOBB Hisarcıklıoğlu: “Farklı kesimler arasında tartışma ve uzlaşma imkanı sağlayacak platformların oluşturulmalıdır. Sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile kamu kesimin bir arada çalışabileceği kurumsal nitelikli yapılar tesis edilmelidir. İşleyen bir istişare ve diyalog süreci, toplumun tüm kesimlerinin sürece katkı sağlamalarına ve süreci sahiplenmelerine imkan verecektir.”

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, AB üyelik sürecine katkıda bulunabilecek sivil toplum örgütleri temsilcileriyle MEB Şura Salonunda toplantı düzenledi. Toplantıya, TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, AB Genel Sekreteri Oğuz Demiralp, Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Siyaset ve Basın Bölümü Müsteşarı Diego Mellado ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı.

Toplantıda konuşan TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, toplumun tüm kesimlerinin AB sürecine katılımının ve süreç hakkında bilgilendirilmesinin önemini vurguladı. Halkın bu sürecin dışında bırakılmasının destek ve ilgiyi azalttığına işaret eden Hisarcıklıoğlu, Türkiye'nin AB üyeliğinin herkes için bir kazanç olduğunu kaydetti.

TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu’nun konuşması şöyle:

“Bu toplantıyı düzenlediği için Devlet Bakanı ve Baş Müzakereci Sayın Egemen Bağış’a teşekkür ediyorum. Sayın Bakan, göreve geldiği tarihten itibaren, sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışmaya özel önem verdiğini her fırsatta gösteriyor. Sayın Bakana teşekkür ediyorum.

Bugün burada Türkiye’nin Avrupa Birliği ilişkilerinin, “İletişim Stratejisi” konusundaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye için Avrupa Birliği katılım süreci üç sütun üzerine inşa edilmiştir: Siyasi Kriterler, Müktesebat Uyumu ve Sivil Toplum diyalogu.

Sivil toplum diyalogunun başarısı, iç kamuoyunu ve Avrupa Birliği üyesi ülkeleri kapsayan etkin bir iletişim stratejisinin geliştirilerek uygulanmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Avrupa Birliği katılım sürecinin başarıyla sonuçlanması, aday ülkenin Avrupa Birliği müktesebatını üstlenmesi ve uygulamasını gerektirir. Bu başlı başına zor ve karmaşık bir süreçtir.

Çünkü, gerçekleştirilecek reform niteliğindeki düzenlemelerden toplumun tüm kesimleri eşit oranda fayda sağlamayacaktır. Kısa vadede, menfaat farklılıkları daha yoğun hissedilebilecektir. Katılım sürecini başarıyla tamamlamış ülkelerin Odalar Birliği Başkanlarıyla yaptığım görüşmelerde, ortak bir tespit olarak herkes şu değerlendirmeyi yapıyor: Brüksel ve Üye Devletlerle müzakereler elbette çok önemlidir. Ancak, müzakerelerin %80’den daha fazlası ülkenin içinde yapılmaktadır.

Dolayısıyla, müzakere süreci esasen büyük ölçüde ülke içindeki paydaşlar arasında cereyan etmektedir. Müzakerelerin ülke içinde sağlıklı ve katılımcı bir anlayışla yürütülmesi;

* alınacak kararları daha meşru bir temele dayandıracak

* bürokratların dosyasındaki argümanlar daha sağlam gerekçelerle desteklenecek

* ve siyasilerin de, kısa vadede üstlendiği risk azalmış olacaktır.

Öyle ise, ilgili tüm kesimler müzakere süreci hakkında bilgilendirilmelidir. Farklı kesimler arasında tartışma ve uzlaşma imkanı sağlayacak platformların oluşturulmalıdır. Sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile kamu kesimin bir arada çalışabileceği kurumsal nitelikli yapılar tesis edilmelidir. İşleyen bir istişare ve diyalog süreci, toplumun tüm kesimlerinin sürece katkı sağlamalarına ve süreci sahiplenmelerine imkan verecektir.

Bu açıdan, bugün Sayın Bakanın çok geniş bir katılımla başlattığı kampanyaya biz iş dünyası olarak tam destek veriyoruz. Ankara’da başlayan bu kampanyayı, Pazartesi günü Siirt düzenleyeceğimiz yine geniş katılımlı bir toplantıyla ülkemizin her köşesine yaymak istiyoruz.

Türkiye’nin Avrupa Birliği katılım sürecinin, artı ve eksileri ile doğru bilinmesi gerekir. İnsanlara doğru ve anlaşılabilir malumat akışı sağlamalıyız. Süreci toplumun tamamıyla tartışmalıyız. Toplumun tamamının görüş ve katkısı ile süreci beslemeliyiz.

Yerel düzeydeki kanaat önderleri, yerel medya ve artık her ilimizde var olan üniversitelerimiz mutlak surette Avrupa Birliği katılım sürecinin bir parçası haline getirilmelidir.

Birliğimiz ve İktisadi Kalkınma Vakfı işbirliğinde, 2002 ile 2004 yılları arasında, dünyada örneği görülmemiş çeşitlilik ve geniş tabana dayalı bir sivil toplum kuruluşu platformunu oluşturduk. Türkiye Platformu adını verdiğimiz bu yapı, 2004 yılı Aralık ayına kadar, Türkiye’nin Avrupa Birliği katılım sürecine yurt içinde ve yurt dışında çok önemli katkılar sağladı.

Ancak, sivil toplum kuruluşları 2005 yılı başından itibaren maalesef ihmal edilmeye başlanmıştır. Müzakere sürecinin örgütlendiği yapının dışında bırakılmıştır. Kurumsal bir istişare mekanizması tesis edilmemiştir. Oysa, biraz önce de vurgulamıştım: sürecin çok kazananları da, az kazananları da veya kaybedenleri de biz olacağız. Sürecin dışında kalınca da bilgi, ilgi ve destek de maalesef azalmaktadır. O açıdan Sayın Bakanın göreve başladığı tarihten itibaren sivil toplum kuruluşlarıyla diyaloga verdiği önem bizi gelecek için cesaretlendiriyor. Bu diyalogun, kurumsal bir istişare mekanizması ile güçlendirilmesini bekliyoruz.

Türkiye’nin Avrupa Birliği iletişim stratejisinin bir de dış iletişim boyutu vardır. Özellikle, 2004 ve 2007’de gerçekleşen genişleme sonrasında, üye devletlerin kamuoylarının sürece etkisinin giderek arttığını görüyoruz. Kuşkusuz, kamuoyunun sürece dahil edilmesi bir ihtiyaçtan kaynaklanmıştır. Artık, üye devletler ve katılım sürecindeki devletler, bu gerçekle yaşamak, ve hazırlıklarını bu gerçeğe göre yürütmek zorundadır.

Avrupa Komisyonu tarafından önerilen “Sivil Toplum Diyalogu” bu ihtiyaca cevap vermeyi amaçlamaktadır. Türkiye’de olduğu gibi, üye devletlerde de kamuoyu doğru bilgilendirilmelidir. Sayın Bakanımızla birlikte, iç iletişimde oldu gibi, dış iletişimde de birlikte çalışmaya büyük önem veriyoruz.

Öncelikle, diyalog iki taraflı olur. Diyalogu Türkiye’nin desteklediği kadar, AB üyesi ülkelerin de desteklemesi lazım. Bu açıdan, Hükümetler düzeyinde sağlanacak destek çok önemlidir. Üye devlet hükümetlerinin de Avrupa Birliği kurumlarının da elini taşın altına koyması gerekir. İkinci olarak, çok sayıda kuruluş sürece katkı sağlamaya çalışıyor. Bu çalışmaların birçoğu birbirinin tekrarı oluyor. Kendi kendimizle yarışıyoruz. Etkin bir işbölümü ve koordinasyonu mutlaka sağlamalıyız. Üçüncü olarak, üye devlet hükümetlerinin sürece sahip çıkmaları, siyasi liderlik yapmaları gerekir. Taahhütlerine sahip çıkmaları, ahde vefa ilkesine saygı göstermeleri gerekir.

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri için çok önemli olan, sivil toplum diyalogunun güçlendirilmesi için son olarak iki hususa dikkat çekmek istiyorum. “Vize” sorunu çözülmeden, etkin bir sivil toplum diyalogundan nasıl söz edebiliriz? İş adamları, sendika yöneticileri, sanatçılar, medya mensupları, akademisyenler, öğrenciler ve sivil diyaloga dahil olması gereken tüm kesimler, ciddi bir vize sorunu yaşıyor. Vize konusu önceleri toplumun daha dar bir kesimini etkiliyordu. Ama, artık toplumun çoğunluğunu etkiler hale geldi. Avrupa Birliği sürecine ilişkin toplumun algılamasını olumsuz etkilemeye başladı. Vize konusuna acilen çözüm bulunması gerekir.

Bu çerçevede Avrupa Birliği Adalet Divanının 19 Şubat 2009 tarihinde vermiş olduğu kararı üye devletlerin saygı ile karşılaması gerekir. Doğrusu bu karar doğrultusunda şu ana kadar Hükümetimizin atmış olduğu adımları hepimiz merak ediyoruz. Geçen yıl Birliğimiz ve İktisadi Kalkınma Vakfı tarafından kurulan “vize çalışma grubu” çalışma ve mücadelesini aralıksız sürdürmektedir. Çalışma grubumuza, Sosyal davasının avukatı sayın Rolf Gutman’ın da katılmasıyla geçen yıldan itibaren ciddi mesafe kat ettik. Vize çalışma grubumuzun, tüm iş dünyasını ve sivil toplum kuruluşlarının hizmetinde olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Diğer taraftan, sivil toplum diyalogunun önündeki bir başka sorun da, sivil toplum diyalogunu geliştirmeyi amaçlayan projelerin geliştirilmesi ve uygulanmasındadır.

Çok sayıda sivil toplum kuruluşu Avrupa Birliği’nin sağladığı mali imkanlarla proje geliştirip uygulamaya çalışıyor. Ancak, burada da ciddi sorunlar olduğunu vurgulamamız gerekiyor. Öncelikle, Avrupa Birliği’nden mali destek alarak proje geliştirip uygulamak, sivil toplum kuruluşlarının pek çoğu için neredeyse imkansızdır. Uygulanan prosedürler çok zor ve karmaşıktır. Sivil toplum kuruluşları için cesaret verici değil, maalesef cesaret kırıcıdır. Bu konunun, Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği ve Merkezi Finans ve İhale Birimi tarafından mutlak surette gözden geçirilmesi gerekir.

Konuşmamı bitirmeden önce, Avrupa Topluluğu ile ortaklık ilişkimizin işleyişinin önündeki iki soruna da dikkat çekmek istiyorum. Zira, bu sorunlara bulunacak çözüm, Türkiye’de yürütülen Avrupa Birliği iletişim çabalarımıza ciddi destek verecektir. Bu sorunlardan ilki, uzun yıllardır gündemimizde olan serbest ticaret anlaşmaları konusudur. Avrupa Birliği’nin müzakere ettiği yeni nesil serbest ticaret anlaşmaları, Türkiye açısından giderek daha önemli sorun olmaya başlamıştır. Serbest ticaret anlaşmaları müzakere sürecinde, sağlıklı bir işbirliği, bilgi paylaşımı ve dayanışmaya ihtiyacımız var.

Türkiye ile Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında sanayi malları ticareti gümrük birliği sayesinde serbest hale getirilmiştir. Ancak, ticarete konu malların taşınmasında geçiş belgeleri ve işadamlarına ve kamyon sürücülerine uygulanan katı vize rejimi, gümrük birliğinin avantajlarını erozyona uğratmaktadır.

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği hepimiz için kazançtır. Günlük yaşamımızı doğrudan etkileyen konuların birçoğu, Türkiye’nin üyeliği sürecinde konuşulur hale gelmiştir. Türkiye’de de Avrupa Birliği’nde de, enerji arzı güvenliği, ortak savunma ve dış politika, istihdam piyasasının ihtiyaçları, küresel düzeyde ekonomik rekabet gücü artışı, küresel ısınma ve benzeri konuları birlikte tartışmalıyız. Avrupa Birliği Lizbon gündemini, Türkiye’nin gündemi haline getirmeliyiz. Sözlerimi bitirirken toplantının düzenlenmesinde emeği geçenlere ve siz değerli katılımcılara çok teşekkür ediyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.”

DEVLET BAKANI VE BAŞMÜZAKERECİ EGEMEN BAĞIŞ

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, sivil toplum konusuna çok önem verdiğini, sivil toplumun işleyişine yönelik yasal çerçevenin, Türkiye'de son dönemde en çok demokratikleştirilen alanlardan biri olduğunu söyledi.

Sivil toplum kuruluşlarının seslerinin Avrupa'da da duyulmasını çok önemsediğini ifade eden Bağış, Türk kamyon şoförlerinin açtığı vize davasının çok önemli ve umut verici bir başarı olduğunu, vize konusundaki süreci hükümet olarak yakından takip ettiklerini belirtti.

Sivil toplum kuruluşlarının AB'deki muadilleriyle temas içinde olması ve Türkiye'nin tezlerini dile getirmesinin de önemine işaret eden Bağış, kurulacak bu köprülerin Avrupa kamuoylarının Türkiye'ye bakışını olumlu yönde etkileyeceğini ve tarafların birbirini daha iyi anlamasını sağlayacağını kaydetti.

"Türkiye Cumhuriyeti devleti ya da hükümeti değil, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları, bireyler olarak AB'ye hızla ilerliyoruz" diyen Bağış, AB'nin zihnini ve gönlünü kazanmaları gerektiğini vurguladı. Bağış, bu çerçevede turizm konusuna da Avrupa kamuoyunun gönlünü kazanma açısından çok önem verdiğini ifade etti.

Devlet Bakanı Bağış, "Türkiye'de askeri, sivili, genci, yaşlısı, Alevisi, Sünnisi, Kürdü, Türkü, Çerkezi, Lazı, Ermenisi, Musevisi, Müslümanı hep beraber bir ortak hedef seçmek istersek, AB, birçoğumuzun ortak heyecanı haline gelmiş durumda" diye konuştu.

"Anadolu bir konuda heyecan duymuşsa onu hep başarmıştır" ifadesini kullanan Bağış, Türkiye'deki bu heyecanı iyi değerlendirmelerinin, bu süreçte birbirlerinin farklılıklarını değil, ortak paydalarını ön plana çıkararak, birbirlerine hoşgörüyle yaklaşarak, AB sürecinde birbirlerini daha iyi anlar hale gelmelerini sağlayacağına inandığını belirtti.

Bağış, AB sürecinin bu kadar uzamasında, bu sürecin sadece devlet ve hükümet projesi olarak görülmesinin etkisi olduğunu ifade ederek, "Halbuki AB'ye hükümetler ve başkentler değil, baştan sona bütün ülkeler giriyor" dedi.

"Türkiye'nin hem AB üyeliğini beklermiş gibi yapıp, hem de on yıllarca kendi çevresine ördüğü duvarların, ülkeyi ekonomik, siyasi ve sosyal olarak kilitlediğini" söyleyen Bağış, "Türkiye'nin kilitleri açma becerisi göstermeden AB'ye katılım konusunda umutlu olunamayacağını, sorunların, dondurulup buz dağına hapsedildiğinde ortadan kalktığını farzetmenin doğru bir yöntem olmadığını" bildirdi.

Hükümet olarak Türkiye'nin dinamizminin daha da artmasını istediklerini, bunun Türkiye'yi daha güçlü kılacağını ifade eden Bağış, birike birike bugüne kadar gelen sorunları çözerek, yarına sorun bırakmamayı amaçladıklarını vurguladı.

Bağış, "Türkiyemizin dört bir yanından gelen, farklı alanlarda çalışan, farklı öncelikleri olan, farklı görüşlere sahip siz sivil toplum, sivil gönüllülerin ortak bir ideali var; dünyanın en güzel ülkesi olan Türkiyemizde insanca yaşayabilmek, çocuklarımıza daha demokrat, daha müreffeh bir ülke bırakmak. Daha iyiyi çoktan hakettik. Atatürk de bunu hedeflemişti" diye konuştu.

AB projesini halkın projesi olarak gördüklerini, halkın ve sivil toplumun doğrudan bu süreçte yer alması gerektiğini belirten Bağış, bu sürecin sivil toplum olmadan tamamlanamayacağını kaydederek, "Yürüme modundan çıkıp koşmaya geçmek zorundayız" dedi.

 
blankblankblank